21 Kasım 2011 Pazartesi

Gine domuzu - Guinea Pig - Ginepig

inanılmaz sevimliler değil mi?
    Bugün, bayramda görüştüğümüz dostlarımızın evlerinde kısa bir süre misafir ettikleri çok sevimli bir evcil hayvandan bahsetmek istedim. Bilenler/besleyenler vardır mutlaka ama benim için taze bir bilgi olduğundan paylaşma ihtiyacımı mazur görünüz:)  

   Gine domuzu ya da Kobay (Cavia porcellus), tıknaz, birçok renkte ve şekilde tüyleri olan evcil kemiricidir. Özellikle Amerika veAvrupa’da oldukça popüler bir evcil hayvandır.Yaklaşık on bin yıl öncesine tarihlenen ilk evcil kobay kemikleri Peru’da bulunmuştur. Tıpkı bugün olduğu gibi o dönemde de   Güney Amerika’da kobaylar etleri için besleniyordu. Kobayların yetiştirilmesinden kadınlar sorumluydu. Gerektiğinde kesip yemeğini pişiren gene kadınlardı. Özellikle İnka döneminde evcil kobayların yetiştirilmesi iyice yayıldı.

İspanyolların Güney Amerika’yı keşfetmeleriyle beraber evcil kobaylar Avrupa’ya taşınmaya başlandı. Zamanla Avrupa’da ve tüm dünyada evlerde beslenen popüler bir hayvan haline geldi. Son yıllarda Türkiye'de de popüler olmaya başlayan kobaya, sıklıkla guinea pig ya da ginepig denmeye başlanmıştır. Bu isimler kobayın doğrudan İngilizce karşılığından alınmıştır. Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde ginepig diye bir madde yoktur. (kaynak: wikipedia.org)

20 Kasım 2011 Pazar

Pelikanos :)






















(Karşıyaka) Bostanlı sahilini ziyaret eden pelikanlar...İzlemek çok keyifliydi...Profesyonel bir fotoğraf makinem yok yazık ki, görüntüler muhteşemdi, benimkiyle bu kadar yansıyabiliyor karelere... 

17 Kasım 2011 Perşembe

Bay Hiçkimse - Mr. Nobody


                                                       (Beyazperde.com'dan:)

Jaco van Dormael’in üçüncü uzun metrajlı filmi, kendi sözleriyle 'herkesin karşılaşabileceği sonsuz olasılıklar hakkında gerçekten de yüksek bütçeli deneysel bir film'. Indiewire, Belçikalı yönetmenin bugüne kadarki en yüksek maliyetli bu filmini 'hem bilimkurgu, hem romans hem de Lynchvari bir zihin oyunu' diye nitelendiriyor. Başlıkta bahsi geçen Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam. Ölüm döşeğindeki Némo genç bir çocukken bir peronda durduğunu hatırlar. Tren kalkmak üzeredir. Annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır... Ve pek çok gezegen, iki ölüm ve sevilecek kadınlar...


Uzun zamandır bu kadar keyif alarak izlediğim bir film olmamıştı. Kafa yorarak izlenen, sonrasında etkisinin sürdüğü filmlerden. Oyunculuklar son derece başarılı...Çok etkileyici ve başarılı bir film hakikaten...

16 Kasım 2011 Çarşamba

Biraz Kelime Bilgisi...

    Karşıma bilmediğim bir kelime çıktı mı, bir kenara not alır, anlamını araştırırım sonradan...Bugün, "Niye bloğumda paylaşmıyorum ki?" dedim. Hem kendim için kalıcı olsun, hem de meraklısına katkım olsun...
    
   KALLAVİ: 1. Vezir ve sadrazamların giydikleri bir çeşit kavuk.
                      2.  Çok iri, kocaman. (kaynak:tdk)
   
  TEVAFUK: Birbirine uyma, uygun gelme. (kaynak:tdk)

15 Kasım 2011 Salı

Hayat Paylaşınca Güzel La-la-la-la-la-laaa.....

   Ne güzel söylemiş Sertab gene, hep beraber dinleyelim mi?

En çok da şurasını sevdim:

"Naparım tek başıma doğuşunu güneşin?"

13 Kasım 2011 Pazar

Atatürk Çiçeği

 
     (Eğitim nedeniyle gittiğim şehir) Ankara'dan evime döndüğümde eşimin benim için aldığı adı gibi güzel bir çiçek karşıladı beni. Adının nereden geldiğini merak edip araştırdık. 
" Atatürk çiçeği (Euphorbia pulcherrima), anavatanı Meksika ve Orta Amerika olansütleğengiller familyasına ait bir çiçek türü.
İngilizce adı Poinsettia' olan bu bitkiyi 19. yy'da Meksika'dan ABD'ye götüren ve yaygınlaştıran ABD'li devlet adamı, psikiyatrist ve bitkibilimci Joel Roberts Poinsett'den alır. "Atatürk" adı ise, bir süs bitkisi olarak Türkiye'de yetiştirilmesi ve tanınmasına ön ayak olanMustafa Kemal Atatürk'ten gelir. Ancak çiçeğe ismi Atatürk vermemiştir. Yetiştirilmesi sırasında görev alan bitki bilimcilerden gelen öneri üzerine bu isim takılmıştır. Bu çiçeğin dışında dünyada devlet adamı ismi taşıyan herhangi bir bitki yoktur. [1] Bitkinin diğer bir adı da "Noel yıldızı"dır. Atatürk çiçeğinin çeşitleri yoktur ama rengi koyu kırmızıdan pembeye doğru değişebilen çeşitleri vardır." (kaynak: wikipedia.org)

10 Kasım 2011 Perşembe

En Sevdiğim Fotoğraf



   O'nu en sevdiğim fotoğrafıyla anmak istedim bugün...En derin sevgi-saygı-şükranlarımla...

8 Kasım 2011 Salı

Kahveci Hacıbaba

   Bayılırım Türk kahvesine...Tavsiye üzerine Ankara-Kızılay'daki Kahveci Hacıbaba'ya gitmiş ve oldukça beğenmiştik. Kahve-severler için (paylaşıyorum) oldukça zengin menüsünün yanı sıra sunum da usulüne uygundu(Kahve fincanının kenarına bırakılan lezzetli bir adet lokum ve minik bir bardak su ile).



   "Kumda-DamlaSakızlı-Sütlü-Çikolatalı ve Menengiç Kahveleri"nden hepsini denedim ve bayıldım. İçlerinden Menengiç benim için ilkti ve farklı bir lezzetti. Daha iri taneli olan kahve sanıyorum ki daha iri çekiliyor. Fincanın dibinde kalan telve de iri olduğundan fal bakmaya uygun bulmadım ben:) Ancak tadı neffis..! 
   
       Meraklısına araştırdım:
"Menengiç veya mengüç kahvesi olarak adlandırılan kahve, antepfıstığının yabanisinden yapılan bir içecek. Yöresel bir tat olarak, Urfa yöresinde, sıkça kullanılan menengiç kahvesi, sağlık açısından da oldukça faydalı bir kahve.
MENENGİÇ (MENEGÜÇ) KAHVESİNİN FAYDALARI ;
* Öksürüğü keser.
* Balgam söktürür.
* Nefes açıcıdır.
* Nefes darlığına iyi gelir.
* Antiseptik özelligi vardır.
* Göğsü yumuşatır.
* Solunum yollarına faydası vardır.
* Ayak terlemelerini önler.
* Yaraları tedavi eder.
* Böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur.
* Ses tellerine iyi gelir.
* Mide ağrılarını dindirir.
* Kalp yetmezliği riskini azaltır.
* Afrodizyak etkisi vardır.
*Yağlı bir içecektir, yüksek E vitamini ve doymamış yağ asidi düzeyi ile kandaki kolesterolü düşürmeye
kalp ve damar sertliğini önlemeye yardımcı olur."
MENEGİÇ KAHVESİNİN YAPILIŞI ; Menengic Kahvesi TÜRK KAHVESİ tarzında ağır ateşte pişirildiği gibi, hazır kahve tarzında da kullanılabilir.
TÜR KAHVESİ GİBİ PİŞİRMEK İÇİN : Bir Çay fincanı SÜT için bir tatlı kaşığı, Kahve Fincanı için bir kahve kaşığı Menengiç Kahvesi cezveye koyarak kısık ateşte bir taşım kaynatınız. Bir dakika bekleterek Şekerini isteğe göre ayarlayıp servis yapınız.
 Fincanda da böyle iri taneler kalıyor işte...

Ben ilk bulduğum yerden alacağım,  kendim de deneyeceğim...

7 Kasım 2011 Pazartesi

Conversations With Other Women (Başka Hatunlarla Muhabbetler)

2005 ABD yapım
Yönetmen: Hans Canosa
Süre:   84 dk.


  Künyesi romantik-komedi olan filmler; benim için zor izlenen kategoridedir...Diyaloglarını doğallıktan uzak, esprili sahneleri oldukça yapay, tesadüfleri zoraki bulurum. Ancak yolları ayrılmış iki insanın davetli oldukları düğünde karşılaşmalarını konu alan bu filmi sıkılmadan izlediğimi söylesem yalan olmaz. Filmin, bölünmüş iki kareden sunulması ayrıcalıklı yönlerinden. Zaman zaman   geçmişleriyle ilgili mesajları karelerden birinde aktarırken diğer karede anlık olay örgüsünün sürmesi dikkati canlı tutuyor. Başarılı oyunculuklar ise güçsüz senaryo karşısında silik kalmış denebilir. Türü arasında bir adım farklı yere konabilecek bir film izlemek isteyenlere iyi seyirler.


  Not: Bu arada filmin Türkçe çeviri ismini hiç beğenmedim.

6 Kasım 2011 Pazar

Fırsatçılar Aman Kaçırmayın!

Radikal'den birkaç gün önceki haber: 

"Van Emlakçılar Derneği Başkanı Salih Özbek, "Yaşanan depremin ardından ev kiralarında ciddi artışlar olmaya başladı, belki daha da artacak" dedi.
Özbek yaptığı açıklamada, depremin ardından birçok insanın kenti terk ettiğini, şehirde kalanların önemli kısmının ise halen çadırlarda yaşamını sürdürdüğünü bildirdi. 
Vatandaşların müstakil evlere ve depremden zarar görmeyen TOKİ konutlarında kiralık ev arayışına girdiğini, bir hafta geçmesine rağmen bu yerlerde kiralık evlerde yüzde 30 oranında bir artışın gözlendiğini anlatan Özbek, “Yaşanan depremin ardından ev kiralarında ciddi artışlar olmaya başladı, belki daha da artacak” diye konuştu. Depremden önce kaloriferli ve doğalgazlı bir dairenin kirasının 550 ile 600, lüks konutların ise 750 ile bin lira arasında değiştiğini anımsatan Özbek, bu fiyatın korunması gerektiğini söyledi. "
Diyecek bir şey bulamıyorum. Bu yaşananlar her birimizin başına gelebilir. Allah fırsatçıların gazabından korusun...!

3 Kasım 2011 Perşembe

İzmirlinin Kar Sevinci

   (Eğitim nedeniyle bulunduğum şehir) Ankara, gitmeme bir gün kala bana bir sürpriz yaptı. İnceden yağan yağmur ince ince kar tanelerine dönüşünce benim sevincimi gören oda arkadaşlarım halime çok güldüler. Camın kenarından ayrılamayan ben İzmir'deki yakınlarımı arayıp "Bilin bakalım, burada ne yağıyor" diye nispet yapmaktan da geri kalmadım tabi. Sanırım en son 2002 kışıydı İzmir'e kar yağalı. Hiç kar tatili yaşamamış, bir sabah uyanıp da her yeri bembeyaz örtülü görmemiş biriyim ben. Haliyle pıtır pıtır dökülen kar taneleri bana pek sevimli geldi bu sabah...

2 Kasım 2011 Çarşamba

Firarperest



   Hayranı olduğum bir yazarın henüz okuduğum sekizinci kitabını (diğerleri okuduğum sırayla -Mahrem, Araf, Bit Palas, Med Cezir Yazıları, Siyah Süt, Aşk, İskender-) paylaşmak istiyorum bugün. "Firarperest"te yazar; aşktan, ilişkilerden, dostluktan, kadınlardan,  yazarlardan, sanatçılardan hatta kendinden söz ediyor. Kendi gözüyle yaşamı anlattığı toplamda 64 deneme yazısından oluşan kitabın sayfalarını M.K. Perker'in çizimlerinin süslemesi bana okurken ayrıca keyif verdi.
     Elif  Şafak en sevdiğim yazarlar arasında yer alsa da artık diline, üslubuna, önem verdiği konulara olan aşinalığımdan "Mahrem" ve "Araf"tan sonra benim için düşen bir ivmesi olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Bir de "Aşk" romanı işlediği konuya da olan ilgimden benim için çok ayrıdır.

1 Kasım 2011 Salı

Beni En Çok Ne Mutlu Eder?

   Bugünkü Hürriyet'te Ahmet Hakan'ın "Beni En Çok Ne Mutlu Eder?" yazısı için: 

   Bence de insanın kendi cebinde unuttuğu kendi parasını bulması gayet mutluluk verici oluyor...Sanki ona başkasından sunulmuş hissi uyandırıyor, üstelik miktarın küçüklüğü de farketmiyor pek...

30 Ekim 2011 Pazar

Kutlanmayan Cumhuriyet

      Bugünkü Milliyet' te Melih Aşık' ın köşesinden:

"Bu yıl Cumhuriyet Bayramı törenlerle kutlanmadı ama ikinci cumhuriyetçiler kutlamaların yapılmamasını kendi aralarında mutlaka kutlamışlardır..."
Haldun Ertem

"Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunu yasaklayan Cumhurbaşkanı Gül üç gün önce Daily News gazetesinin 50. yıl resepsiyonuna katılmış.
Demek ki kederlendiren resepsiyonun cumhuriyetle ilgili olanı..."
Gülhan Elmas

    İçim buruldu, Cumhuriyet kutlamalarının yapılmayışına...Ne diyim..? Güzel ülkem nereye gidiyor..?

Ankara - Harikalar Diyarı

   (Eğitim nedeniyle) Ankara'da bulunmuşken, gezdiğimiz yerler de kar kaldı yanımıza. Arada bir çocuk olmak iyi geliyor yetişkin ruhlara...İşte size bu konuda fırsat sunan "Harikalar Diyarı" ndan görüntüler:

İşte Walt Disney'in en başarılı serilerinden Winnie The Pooh' un sevimli ayısı  Winny

Taş Devri'nden Fred ve Vilma Çakmaktaş'ın sevimli kızları Çakıl




  Ve tabi ki Fred ve Vilma Çakmaktaş
Pamuk Prenses ve yedi cüceleri...

Pinokyo

Uykucu Şirin ne de sevimli değil mi?

Karşınızda Aşçı Şirin... 
Ve Şirine...

Temel Reis, Safinaz ve Kabasakal


Son olarak Red-Kit






   Bu arada meraklısına:

Ankara Büyükşehir Belediyesi çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı tarafından yaptırılan Harikalar Diyarı Parkı Başkent ve yakın çevresine hizmet veren, 1 milyon 300 bin m2' lik alanıyla aynı zamanda Avrupa'nın da en büyük kentsel parklarından biridir.
     Sincan Fatih semti yanında yer alan Sincan ve Eryamanlıların yeşil alan ve deniz özlemini karşılayacak olan  parkta;
-Piknik alanları,
-Spor Kompleksi,
-Spor alanları,
-Kültürel alanlar,
-Yeşil alanlar ve
-Masal Adası gibi rekreasyon alanlarının olduğu bir parktır Harikalar Diyarı...

28 Ekim 2011 Cuma

Cumhuriyet Bayramı









        Cumhuriyetimizin 88. yılı kutlu olsun...

Aşkın Gözyaşları II - Hz. Mevlana (Sinan Yağmur)


     Serinin ikinci kitabını da yeni bitirdim; ancak birincinin hemen üzerine okumuş olmamın etkisinden mi bilmem kitap önce ilkini tekrarlıyor hissi uyandırdı. İlerleyen sayfalarda ise kendi içinde tekrarlara başladı...İlkinin akıcılığını bulamadım ancak konu itibariyle beni çektiğinden ilerledim diyebilirim. Hoşuma giden alıntılarla sonlandırmak istiyorum paylaşımımı:
"...İnsanlar ihtiras dolu şehvetli arzularına aşk ismini veriyorlar. Sevgiyi     sahiplenmek olarak görüyorlar. Kendilerine köle ararken köleleştirildiklerinin farkına, kafesin içine vardıklarında varıyorlar. O halde sevili kim?..."
  ..............................................................................
"...Vaktiyle bir derviş, bir Ramazan akşamı iftara davetliydi. Derviş yatsıya yakın evine döndü ve karısından mümkünse kendisi için sofra hazırlamasın istedi. Karısı:
-         Sen davette değil miydin? Ne yemeği?
-         Sorma! Çok yersem arkamdan “halis derviş değilmiş” diye konuşmalarından korktum, pek bir şey yiyemedim.
-         Tamam, sen şu akşam namazını kıl da ben o arada sofrayı hazırlayayım.
-         Ama ben akşam namazını orada kılmıştım.
-         Sen arkamdan kötü konuşurlar diye pek yemek yiyemediğine göre, arkamdan iyi konuşsunlar diye namazı da uzatmışsındır. Hadi akşam namazını bir daha kılıver de o arada sofrayı hazır edeyim.
     Rivayet edilir ki hanımının bu ikazından sonra dervişin aklı başına gelmiş ve riya derdinden kurtulup halis bir derviş olmuş..." 

25 Ekim 2011 Salı

Lütfen Beni Öldürme


       Geçenlerde Tv'de denk geldiğim filmi severek izledim ve 

paylaşmak istiyorum. Vizyon tarihi 2006 olan filmin özellikle 

senaryosu ilgimi çekti: Filmde, romanının sonunu bir türlü 

getiremeyen yazar Karen Eiffel'in yarattığı bir hayal ürünü 

olduğunu keşfeden  Harold Crick' in hikayesine misafir 

olmaktayız. 

    Romanla kendi hayatı arsındaki bağlantıyı keşfettikten sonra

yaşamına kendisi yön verme çabasına düşmektedir...Düşünün ya 

hayatınız bir romancı tarafından yazılmakta ve siz de onu 

yaşıyor olsaydınız? İlginç bir senaryo değil mi? 

    Oyuncu kadrosuna baktığımızda ( Will Ferrell, Emma Thompson 

ve Dustin Hoffman ) gördüğümüz güçlü kadronun sergilediği 


oyunculuklar gayet başarılı  ise de filmin zaman zaman 


durağanlaştığını söylemeden edemeyeceğim. Yine de tür ve 


senaryo olarak ilgilenenler keyifli vakit geçirebilirler...Elinize 


geçerse izlenmeye değer...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Sabırlar Hepimize

     Ülkemin üzerinde kara bulutlar var adeta. Şehitlerimizin acısını yaşarken daha dünkü depremle sarsıldık hep beraber yeniden... İnsan, görüntüleri izlerken yakınlarına daha bi sarılıp bir yandan da suçluluk duyuyor orada can verenleri gördükçe...Hayatta kalmaktan utanıyor...Felaketler karşısındaki acizliği insanın yüzüne yüzüne vuruluyor...Allah'tan bi an önce acıların sarılmasını diliyorum...Başka bişey gelse elimden...Keşke...

18 Ekim 2011 Salı

http://peacelilyozge.blogspot.com/2011/10/askn-gozyaslar-tebrizli-sems-sinan.html ' DEN DEVAM

   Daha önce alıntılarla paylaştığım kitabı dün bitirdim...Yazarın okuduğum ilk eserinde anlatımını akıcı buldum. Açıkçası Mevlana ve Şems üzerine ne yazılsa okurum ben...Sanırım bunun da tesiriyle kitabın sürükleyiciliğine kapıldım doğrusu...Konunun meraklılarına tavsiye edilir...

16 Ekim 2011 Pazar

ÖTV Zammı Hakında

   Sayın Erdoğan'ın ÖTV zamlarına yapılan eleştirilere söyledikleri üzerine Milliyet yazarı Melih Aşık'ın köşesinde bugün yazdığı şu yazısını paylaşmak istiyorum:
Ucuz Hayat!
“Kardeşim sigarayı içmezsin, olur biter. Alkolü daha az tüketirsin olur biter. Kalkıp da Porche kullanacağına Fiat’a bin, biraz daha düşür harcamayı.”Başbakan, zamanı kısıtlı olduğu için dünkü konuşmasında ancak bu kadarını söyleyebildi. Biraz daha vakti olsa harcamaları düşürmek hatta sıfıra indirmek için kim bilir daha ne yararlı tavsiyeler sıralardı. Dilerseniz Sayın Başbakan adına onu da biz yapalım...“Fiat şart mı kardeşim? Bugün bir eşeğin fiyatı ne? Fiat’ın 50’de, 100’de biri... Üstelik ne benzin ister ne yağ ne antifiriz. Biraz kül, biraz duman... Pardon, biraz su biraz saman. Yetti de arttı bile.Ulaşım gideri minimuma indi mi? İndiiii.Kalorifersiz evde otursan ya da kaloriferi iptal ettirsen ölür müsün? Atalarımız, dedelerimiz öldü mü? Al şöyle ucuzundan fırınlı bir soba. Hem yemek pişir hem su ısıt hem ısın. Sıcak su parasından da kurtul böylece. Kestane kebap keyfi de cabası.Yok efendim bulaşık makinesi, yok efendim çamaşır makinesi, yok yoğurt makinesı... Evlerinizde makineden oturacak yer kalmadı yahu. Askerlik nasıl ki yan gelip yatma yeri değilse... Hanım kardeşlerim kusura bakmasın, ev hanımlığı da öyle. Gece zaten yatıyorsun. Gündüz de yatmayıver artık. Çamaşırını, bulaşığını elde yıka. Bizim annelerimiz, büyük annelerimiz nasıl yıkadıysa sen de öyle yıka.Ekmek mi? Şart mı fırından yeni çıkmış, dumanı tüten ekmek? Hem zaten sıcak ekmek biraz hamur olur, sağlığa zararlıdır. Akşam piyasasından al ekmeğini yarı fiyatına... Bastır geceden suya... İşte sana sabahları yumuşacık ekmek.Ya çocukların masrafları? Onları nasıl kısacağız, diyorsunuz. Kolay. Üç çocuktan herhalde en az biri oğlandır. Okulu ne zaman bitiyor? Öğleyin. Bilemedin öğleden biraz sonra... Al bir simit tablası, koy kafasına, simit satsın okul sonraları bir - iki saat. Hem para kazanmanın ne demek olduğunu öğrenir, hem de eve üç - beş kuruş katkısı olur.

Daha sayalım mı? Yeter mi? Efendim? Yetmez ama evet mi? Haydi kolay gelsin, yürü anca gidersin!"
      Mehmet Tezkan da aynı konuyla ilgili yine bugünkü köşesinde şöyle yazmış:
" Eskiden zam yapana kızılırdı şimdi zam yapan kızıyor
Eskiden zam yapana kızılırdı..
Kural değişti..
Zam yiyene kızılıyor.. Zam yapan zamdan şikâyet edene kızıyor..
Devir değişti, zam yapan haklı, zam yiyen haksız oldu..
Zam yapan; ‘dünyanın sayılı ülkesi olduk, Avrupa ülkeleri, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya nal toplarken biz şaha kalktık onları neredeyse yakaladık.. Bu zam şart, oturun oturduğunuz yerde kıymetini bilin’ mealinde sözler ediyor..
Zam yiyen sus pus..
Ağzını açamıyor.. Yok bütçe açığı, yok dolardaki artış, yok cari açık her şey beni buluyor diye haykıramıyor..
Dedim ya devir değişti..
Zammı yiyen zam yapana kızamıyor.. Zam yaptığı için eleştirilemiyor..
Tersine.. Zam yapan zam yiyene kızıyor; sigara içme, içkiyi azalt, lüks otomobile binme diyor..."


   Her iki yazarın da ağızlarına sağlık...

13 Ekim 2011 Perşembe

Aşkın Gözyaşları-Tebrizli Şems (Sinan Yağmur)

Daha yeni okumaya başladığım kitabı bitirmeden paylaşmak istedim  alıntıladığım cümlelerle...Bitirir  bitirmez de yorumlarımı paylaşacağım elbette....  
     "...Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı..."

     "...Kendine sadık olmayan, kime sadakat gösterebilir..."

     "...Sende o var, bu var, falan dedi var, falan anlattı var, peki sende senden ne var Mevlana?..."

     "...Elalem şarap içer sarhoş olur, biz aşk ehliyiz içmeden sarhoş olmuşuz..."

10 Ekim 2011 Pazartesi

Romeo ve Juliet





      
      Devlet tiyatrolarının 1 Ekim'de perdeleri açmasıyla geçen hafta Ankara'da(eğitim nedeniyle Ankara'da bulunduğumu söylemiştim )oyuna gitmeyi çok istedik, ancak bilet bulamadık. Hafta sonumu ise İzmir'de (evimde yani) geçirdim, tiyatroya gitmeyi kafama koyduğumdan şansımı denedim ve C.tesi 14:00'e bilet bulmam mümkün oldu ancak. Çoğumuz tarafından konusu bilinen "Romeo ve Juliet" adlı  oyunu izledim.

     Konusu: Romeo ve Juliet, birbirine düşman olan iki ailenin çocuklarıdır. Karşılaştıkları ilk anda aşık olmuşlar ve böylece kavuşamama öyküleri başlamıştır. Juliet, Romeo'ya kavuşmak için ailesini yok saymayı göze alamaz ve kendini yok saymaya karar verir. Böylece rahibin yardımını alarak bir zehir içer; herkes onu ölmüş bilecektir. Ancak Romeo döndüğünde Julıet'in öldüğünü zanneder ve kendini öldürür. Romeo ve Juliet'te basit olarak aşk anlatılıyor denemez. Bunu aileleri düşman, engellere rağmen vazgeçmeyen imkansız aşk diye alımladığımızda daha doğru olur. Çünkü oyunun ana konusu en yalın haliyle, aşk ölümü bile göze alır şeklinde özetlenir.

      Oyunculuklar gerçekten kusursuzdu. Sahne tasarımı, dekor, kostümler, makyaj ise büyüleyiciydi hakikaten....Ancak benim devlet tiyatrolarını izlerken çoğunlukla yabancı oyun sahnelenmesinden rahatsızlığım var doğrusu. Türkçe yazılmış oyunları izlemek bana daha çok keyif verecek diye düşünüyorum. İyi seyirler...

    

3 Ekim 2011 Pazartesi

AZ - HAKAN GÜNDAY



         Yazarın okuduğum ilk kitabı hakkında söylenecek çok şey var...

  •  Değişik olan kurgusu merak uyandırıcı  
  •  Karakterler son derece uç, farklı
  •  Yazarın dili kendine özgü, sert hatta 
  •  Şiddeti, acıyı, kanı belki de hissetmek mümkün 
  •  "Bu kadar da olmaz" dedirten kesişmeler, şaşırtan sonlar (benim açımdan kitabın eksik gördüğüm yönü bu-zira ben realist eserleri daha severek okurum- olsa da hareketli hikayeleri, olağanüstü kurguları seven okurlar için özellikle tavsiye olunur)
       Kısacası kitabın arkasında da dediği gibi: "AZ" küçük bir kelime, büyük bir roman.
       

2 Ekim 2011 Pazar

Bir Zamanlar Anadolu'da



        Nuri Bilge Ceylan'ın (başrollerinde Yılmaz Erdoğan, Ahmet Mümtaz Taylan, Taner Birsel, Muhammed Uzuner gibi profesyonel oyuncular olan) Cannes ödüllü son filminin ilk göze çarpan, ayırdedici özelliği; diğer filmlerine göre daha bol diyaloğun oluşu, daha hareketli ve akıcı bir senaryonun hakimiyeti diyebilirim.
        Filmde bir doktor ile cinayet soruşturması yürüten bir savcının yarım gün süren macerası işlenip izleyici bir polisiyenin içine çekilmektedir aslında. Ancak çoğu yorum gene izleyiciye bırakıldığından görüntülerin son derece uzun çekilmişliği Ceylan'ın alışmış olduğumuz tarzını yansıtıyor bu filmde de. Benim açımdan eksi yönü filmin süresinin gereğinden fazla uzun tutulmuşluğu. Sonuna doğru birazcık sıkıldığımı itiraf etsem de, yönetmenin tarzını bildiğimden film bende bir hayal kırıklığı yaratmadı. Ancak, filmin sonunu bekleme sabrını gösteremeyip salonu terkeden seyircinin olduğunu görmek N. Bige Ceylan'ın ancak belli bir izleyiciye ulaşabildiği gerçeğini gösteriyor sanırım. Genel izleyici profilinin Cannes ödüllü yönetmenimizin filmleri hakkındaki yorumunun "sıkıcı, anlaşılmaz, karmaşık" olduğunu da hatırlatıyor hatta. Öyleyse, herhangi bir kaygı taşımadan sadece içinde geldiğince çekiyor filmlerini yönetmen, baskısız...Belki de bundandır ödülleri toplayışı...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...