25 Mart 2013 Pazartesi

Ölümcül Oyunlar (Funny Games U.S.)



  • Ölümcül Oyunlar

    Yılın filmi "Aşk" ı henüz izleyememiş olsam da hafta sonu Haneke'den izlediğim "Ölümcül Oyunlar" da hiç fena değil bence. Bilgisayarımda kayıtlı olup bi süredir izlenmeyi bekleyen filmler arasından ne iyi etmişim de bunu seçmişim ;) 

"Funny Games U.S." sıradışı yönetmenimizin 1997'de çekmiş olduğunun, Amerikan versiyonu  imiş (ilk versiyonunu izlemedim bu arada). 

Anne-baba-çocuk kısa bir tatil için yazlık evlerine giderken hesapta olmayan  iki genç tarafından türlü işkencelere maruz kalacaklarını hesaba katmamışlardır elbette. Beyazlar içinde ve golf eldiveni giymiş bu iki psikopat o derece iticidirler ki, seyirciyi acayip gıcık etmeyi fazlasıyla başarırlar. Aslında çok da farklı olmayan, hatta gerilim türü için "sıradan" bile  diyebileceğimiz bu senaryoda nedir kendini izlettiren? Oyunculukların kusursuzluğundan başka -hele ki kötü adamlar on numara oynamış- yönetmenin izleyiciyi şaşırtması da  filmin öne çıkan noktası kanımca. Klasik mutlu sondan esirgeniyor oluşumuz aynı zamanda Hollywood' a bir gönderme tabi. 

Fimi izlerken uzuuun zaman önce izleyip çok çok etkilendiğim "Otomatik Portakal" ı anımsamadan edemediğimi de burada belirtmek ister (bu, onun kadar sert olmasa da) kısa zamanda filmin 1997 yılı yapımını da bulup izlemeyi dilerim kendime. ;)

Sevgiler blogcanlar...
     

24 Mart 2013 Pazar

E Bi Tane Daha ;)

Bu aralar sevgili blogcanlar süper çekilişler yapmaktalar... Aşağıdaki de son derece hoş, benden demesi ;)


http://alisverismakyaj.blogspot.com/2013/03/cekilis-yapma-sras-bendeee-katlr-msnz.html#.UU8kPhcd5c0

22 Mart 2013 Cuma

İki Çekiliş Daha...


Bayanlar yine çok hoş çekilişler var ;)

İşte biri...


http://www.koyukirmizim.com/2013/03/ilk-cekilisim.html?spref=bl



Bu da diğeri...

http://www.sherfinka.com/2013/03/cekilis-dunya-kadnlar-gunu-hediyelerim.html


Hepimize bol şans!

21 Mart 2013 Perşembe

"Gençler Asansöre Binemez" Diye Bir Kanun mu Var?



Elbette ki öncelik yaşça büyüklerimizin fakat gereksiz yere de "Cıkk cıkk, gençler de biniyo"  diye homurdanmaları beni çok gıcık ediyor. Yani asansör boş çıksa /inse oynayacaklar sevinçten. Böylesi "huysuzluk" azizim, başka bişey diil...

16 Mart 2013 Cumartesi

ACI ( Pieta )


Yönetmen: 
Senaryo: 
Oyuncular:
Yapım:
Tür:
Süre:
Dili:


Nev-i şahsına münhasır yönetmen Kim Ki-duk'un son filmi "Acı" çok yönden okunası bir film olmuş bence.Tefeciler için çalışan yapayalnız ve çok zalim bir adamdır Gang-do. Öyle ki; patronları için alacakları tahsil ederken kullandığı yöntem şöyledir: Onları çeşitli zorbalıklarla sakat bırakarak verdikleri paranın kat kat fazlasını alır ve azıcık olsun içi cız etmez. Bu arada filmde şiddet, sertlik, acı son derece yüksek dozda işlendiğinden ara ara seyirciye göz yumdurmuyor değil.

Zalim adamın yaşamına aniden annesi olduğunu söyleyen tuhaf bir kadın girince yaşadıklarını sorgulama süreci başlar. Artık kaybedecek birileri vardır hayatında.

İntikam ve kefaret ekseninde şekillenen film için havada kalan bazı noktaların olduğunu söylemem mümkün (örneğin kötü adamımızın geçmişine dair -yalnız oluşu dışında- hiç ipucu yok).Buna rağmen ikinci yarıda filme iyice kilitleniyor ve şaşırtan sona kadar kolay kolay kopamıyorsunuz.

Filmle ilgili son bir not: 2012 Filmekimi’nde gösterilen film Venedik Film Festivali'nde büyük ödül olan Altın Aslan'a layık görüldü.

Sevgiler...

15 Mart 2013 Cuma

İyi Hissetmek



Psikiyatrist Dr. David Burns, baş edilmez sandığımız bazı durumları iyileştirmeyi hedeflemiş.

   Halet-i ruhiyemiz neden dalgalanır da durur?

   Olumsuz fikirler ne diye üşüşürler beynimizin içine?

   Suçluluk duygusu, kaygılarımız vs...

Bunların cevaplarını bulmak -özellikle kitapta önerilen egzersizleri de uygulayarak- mümkün olabilir. Kişisel gelişim türünü sevenlerin seveceğini düşündüğüm bu kitap benim için oldukça keyifliydi. 

Sevgiler...



13 Mart 2013 Çarşamba

Yine Hoş Bir Çekiliş Var

Fulyanna'dan Bruno Mazzini marka güneş gözlüğü hediye!


http://fulyabozkurt.blogspot.com/2013/03/fulyannadan-bruno-mazzini-gunes-gozlugu.html

Tam mevsime uygun bir hediye...

Şansını denemek isteyen bayanlar yukarıdaki linkten sevgili Fulyanna'nın çekilişini kaçırmasın...

Fulyanna'dan Bruno Mazzini marka güneş gözlüğü hediye

Bol şanslar...

6 Mart 2013 Çarşamba

Çirkeflik Yarışı ;)



Çirkef olduğunun gayet farkında olup bu yönünü törpülemek yerine "O çirkefse, ben ondan daha çirkefim" diye yarışa girenlere ne demeli?

5 Mart 2013 Salı

Mısır Gevreği Sivilce Yapar mı?

Tamam ergenlik dönemimden beri bebek gibi bir cildim olmadı, lakin gerek cilt doktorlarımın katkıları gerekse cildimi artık tanımam ve doğru ürünleri seçmem sonucu epey de toparladık. E malum günlerde ufak tefek olsa da idare ediyordum canım. Ve fakat son bir-iki aydır cildimi tanıyamamaktayım a dostlar!!! Üstelik daha önce aşina olmadığım bir tür vücut buldu yüzümde:( 

Çevremdeki bayanlara bu derdimden yakınınca "Aaa, evet bu aralar bende de arttı." cevabını duyup "mevsimsel"  herhalde diye avutsam da kendimi, "Bir araştırayım bakalım yediklerimden olmasın." dedim ve bana ilginç gelen bir sonuca ulaştım. Yediklerimden olabileceği kanaatine, her sabah (üşengeçliğimden ha, çok da bayılarak yemiyorum yani, ama kabul edin pratik) mısır gevreği yediğim için suçlunun "mısır gevreği" olduğunu düşünen eşim vardı. Ve nihayet bendeniz, araştırmalarım sonucu mısır gevreği ile sivilce arasında doğrudan bir ilişki bulamasam da çok da masum olmadığı sonucuna vardım. Gerçek suçluyu ise bulmuş gibiyim. 

Bakınız:
 "Başka bir grup araştırmacıya göre ise süt proteini allerjisi, yağ bezlerinin ağzını tıkadığı gibi sütün kendisi de akne nedeni olan bazı hormonlar gibi etki etmektedir. Süt ve karbonhidrat alımının azaltılması veya kesilmesi ile akne de azalmaktadır." (http://forum.vatan.tc/hangi-yiyecekler-sivilce-yapar-t48494.0.html)

E mısır gevreğini kuru kuru yemiyorum herhalde. Artı, sütü tek başına da bi hayli severim, hatta yatmadan önce içmeyi de ihmal etmem. Allah'tan ki yarım-yağlı tüketiyorum yoksa hepten dolmuştu suratım demek ki. Ancak ben gene de % 100 sütü suçlamak istemiyorum zira, kendisi hayatıma yeni girmedi. Yine de aramıza mesafe koymaya çalışacağım bakalım ne olacak?

Bu arada hazır araştırmışken şunları da paylaşiim, işinize yarar kanımca:

"Sivilcelerden Kurtaran Diyet
ABD'li cilt hastalıkları uzmanı Nicholas Perricone'un 28 günlük kürüyle hayatınızı kâbusa çeviren sivilcelerden kurtulabilirsiniz...
Yediklerimizle cildin yaşlanmasının önüne geçilebileceğini milyonlarca satan 'Kırışıklık Kürü' adlı kitabında anlatan ABD'li dermatolog Dr. Nicholas Perricone, yeni kitabında da gençlerin kâbusu sivilcelerden 28 günlük bir kürle kurtulmanın yollarını anlatıyor. Sivilcenin sadece yüz ve vücutta değil, kişinin psikolojisi üzerinde de derin ve kalıcı izler bıraktığını savunan Perricone, Prestij Yayınları'ndan çıkan kitabı 'Sivilce Kürü'nde sivilcenin iltihabi bir hastalık olduğunu ve sadece ergenlik dönemine özgü bir sorun olmadığını vurguluyor.
Sivilcede bazı genetik faktörlerin etkili olduğuna, Batı diyetinin sivilcenin gelişmesinde temel rol oynadığına dikkat çeken Perricone, Afrikalılarda ve zencilerde sivilcenin neredeyse görülmediğini belirtiyor.

STRES SİVİLCEYİ BESLER!
Stresi her yaş için sivilcenin kanıtlanmış bir nedeni olarak gösteren Perricone, stres hormonu kortizol salınımının, yağ bezlerini uyararak sivilceyi şiddetlendirdiğini savunuyor. Perricone bu tezini, sivilcelerin önemli bir iş görüşmesi, nikâh veya özel bir randevu öncesi ortaya çıkma özelliğiyle destekliyor. Beslenme tarzı ve yediklerimizin vücuttaki iltihaplanmayı kontrol altına almada etkili olduğunu belirten Perricone, anti iltihapsal bir beslenmenin kortizol düzeylerini düşürmede temel öneme sahip olduğunu belirtiyor. Diyet tarzının dışında yeterince uyumanın, kahveyi bırakıp yeşil çay içmenin, günde 8 - 10 bardak su tüketmenin ve kendinize zaman ayırmanın da yapılması gerekenler arasında yer aldığını belirten Perricone, beslenmede bol miktarda temel yağ asitlerinin bulunmasını şart koşuyor. Badem, fındık, avokado ve somon balığının temel yağ asitlerinden zengin kaynaklar olduğunu vurguluyor.

SAVAŞÇI BESİNLER
Elma, enginar, badem, fındık, tatlı kavun, barbunya, mercimek, kuşkonmaz, fasulye, armut, yoğurt, domates, ıspanak, ay çekirdeği, kiraz, vişne, kabak, kereviz, brokoli, brüksellahanası, mantar, zeytin, zeytinyağı, istiridye, karnabahar, nohut, balık - kabuklu deniz ürünleri, somon, nar, hindi.

SİVİLCE DOSTLARI
Muz, ekmek, kek, şekerleme, kurabiye, mısır, patates kızartması, sosisli sandviç, pirinç, pizza, makarna, margarin, meyve suları, puding, kuru meyveler, dondurma, krakerler - cipsler, pasta, krem peynir, kızarmış yiyecekler, tatlı içkiler.

ÇİKOLATA MASUMMUŞ
Sivilce için çikolata keyfinden vazgeçmemeyi öneren Perricone'a göre çikolatının sivilce için zararlı olduğu inancı, gerçekleri yansıtmıyor. Perricone, kakao oranı yüksek (yüzde 85), şeker oranı düşük çikolatanın kalp ve kanserden koruyucu antioksidanlar içerdiğini ve mutluluk hormonlarını salgılattırdığını belirtiyor.

3 GÜNLÜK HIZLI BAKIM PLANI
Uyanma

1 bardak su

KAHVALTI

2 yumurta omleti ya da 120 - 180 gram ızgara ya da tavada pişmiş somon
Yarım bardak yulaf ezmesi üzerine 1 yemek kaşığı çekilmiş ketentohumu serpin
3 dilim (2.5 santimetre kalınlığında) kavun ya da çeyrek kâse minik taneli meyve (çilek, kiraz, böğürtlen, yabanmersini)
1 bardak su
Siyah ya da yeşil çay


ÖĞLE

120 - 180 gram yağda korunan somon ya da sardalye
2 bardak ölçüsünde kıvırcık salata, zeytinyağı ve limon suyu
2 dilim (2.5 santimetre) kavun ve çeyrek bardak taze minik taneli meyve
1 bardak su

AKŞAMÜSTÜ ARA ÖĞÜNÜ

1 elma
180 gram sade yoğurt
Çeyrek bardak kabak çekirdeği
Minimum 1 bardak su

AKŞAM

120 gram somon
2 bardak koyu yeşil yapraklı salatalık
Yarım bardak buharda pişmiş sebze (özellikle kuşkonmaz, brokoli, ıspanak gibi parlak yeşil sebzeler)
2 dilim (2.5 santimetre) kavun
1 bardak su


YATMADAN ÖNCE

60 gram dilimlenmiş hindi göğsü
Çeyrek bardak yabanmersini veya küçük taneli meyve
3 - 4 fındık ya da badem
1 bardak su"


Ben diyet listelerine itaat edemem asla, bence beslenme alışkanlıklarını komple değiştirmeden amaca varılmaz çünkü. Gene de listesiz yapamayanlar yararlanır belki.

Çikolatanın sivilce konusunda masum oluşu da ayrı bir şok! bu arada.

Sivilcesiz günler herkese :)

25 Şubat 2013 Pazartesi

Bahar mı Geldi?

Pazar sabahı bahar gibi bir güne uyandı İzmir. Bu havada evde oturmak olmazdı. (Aslında benim planım "Kelebeğin Rüyası" nı izlemek olsa da böyle bir havada sinemaya gitmek pek cazip gelmeyince arkadaşlarla başka bir plan yapıldı.)


Kemalpaşa Kımız Çiftliği (uzun bir zaman önce gitmiştim)'ne doğru ya çıkıldı. Yemyeşil ormanın yanı başındaki bu çiftliğe ulaşım şöyle: Torbalı-Selçuk istikametine doğru geçtikten yaklaşık 4 km sonra, yine sağdaki toprak yoldan 800 metre daha içeri girip "Kazak Vadisi-Kımız Çiftliği" ne ulaşılıyor.



giris

Burada (belli bir ücret karşılığı) çocuklarınızı ata bindirebiliyor veya kendiniz de binebiliyorsunuz. Ben daha önceki ziyaretimde manejde binmiştim ama dün çok kalabalıktı ve herkes çocuğunu bindiriyordu, Manejde ata binen tek yetişkin ben olmiyim diye utandım ve binmedim :( Ormanda gezecek kadar eğitimim de cesaretim de olmadığından sadece bu şahane bakımlı atları görmekle yetindim. 


Bunun dışında burada yapılabilecekler şöyle:

"ORTA ASYA LOKANTASI: Geleneksel Orta Asya mutfağı yemeklerinin servis edildiği bu lokantada; Kazak, Özbek ve Kırgız Türkleri mutfağından seçme yemekler bulmak mümkündür. Bunlar arasında en önemlileri; Özbek pilavı, bavursak, kaz sucuğu, dana etli sebze, kavurdak, şaşlık, buharda pişmiş mantı, kömürde tavuk budu, çiğ börek, kespe köje çorbasıdır.
    Çiftlikte; özel olarak beslenen koyun ve keçilerin sütünden üretilen leziz yoğurt ve peynirler de alıcıları için satışa sunulmaktadır.

 OTAĞ: Çiftlikte, turistik amaçlı ve sabit olarak düşünüldüğü için betonarme inşa edilen bir “otağ” da bulunmaktadır. (Otağ Orijinalinde kıl ya da keçe çadırdır). Tamamen Kazakistan Türkleri’nin yerel özelliklerine göre düzenlenmiş Otağın içinde. Kazak kıyafetleri içindeki personel tarafından, yöresel el sanatı ürünlerinin tanıtımı ve satışı yapılmaktadır. 

KIMIZ ÜRETME ÜNİTESİ: Bu Orta Asya köşesinin tartışmasız en orijinal figürü, çiftliğe adını da veren, Türklerin en eski milli içkisi at sütünden yapılan “kımız”dır. Kımız, sulu ayran kıvamında, mayalı ve hafif alkollü bir içki olup, tadı Kafkas Türkleri’nin mucizevi bir diğer içeceği kefiri andırır. Kımızın, sağlığa faydalı yönleri, bilimsel yayınlara geçmiş. En iyi kımız, en az iki defa yavrulamış kısrağın sütünden elde edilebiliyor. Kazak Vadisi-Kımız Çiftliği’nde bulunan Alaş Kımız Üretme Ünitesi, Türkiye’nin ilk ve tek kımız imalatı yapan birimidir."
(Kaynak:http://www.izmirkulturturizm.gov.tr/belge/1-98334/kemalpasa-alas-kazak-vadisi-kimiz-ciftligi.html)

Burdan sonraki durağımız tesadüfen keşfettiğimiz "Nazarköy" oldu. Evler, ağaçlar, kafeler kıscası köyün herbir köşesi nazar boncuklarıyla bezenmiş bu şipşirin köy mutlaka görülmeli...


Atölyede boncuk üretimini canlı olarak görme şansınız da oluyor. Bir tanecik boncuk için verilen emek hayranlık uyandırıcı. Ustaların ellerine sağlık.  Benim için günün en enteresan anı boncuk yapımını görmem oldu. Ocağın başında, o sıcakta nasıl bir uğraşıdır, inanılmaz...


Bu arada öyle çok incik boncuk var ki; bayanlar başınız dönebilir:) 




Söylediğim gibi burada ağaçlar bile şıkır şıkır...
Böyle işte blogcanlar... Fırsat bulun ve görün bence...

Sevgiler...

15 Şubat 2013 Cuma

Kızlar Koşun :)


Bayanlar bu çekilişi kaçırmayın:


http://www.cicileydi.com/2013/02/cekilis3.html

14 Şubat 2013 Perşembe

Mim: Hangi şekilde kitap okumayı seversiniz?

Sevgili deeptone (sadevederin.blogspot.com) tarafından mimlenmişim. Kendisini kırmayıp müsaadenizle cevaplıyorum efenim:

Hangi şekilde kitap okumayı seversiniz?


Ben kitap okurken mutlaka uzanarak okumayı seviyorum. Olağanüstü bi durum yoksa mutlaka her akşam yatağıma girer uyumadan önce kitabımı okur, uyku bastırınca da başucuma bırakırım. Kitabı elimden bırakır bırakmaz da gözlerim kapanır zaten. Bu durumdan da ayrıca muzdaribim. Zira yatmadan önce kitap okumak bende niçin uyku ilacı etkisi yaratıyor çözemedim. En fazla yarım saat dayanabiliyorum, hemen uykum geliyor. Bu nedenle de kitaplarımı çok uzun bir zaman diliminde bitirebiliyorum. 


Bi de mutlaka beğendiğim yerlerin altını çizerim ya da "yıldız" koyarım cümlelerin başına. Sonra da bunları alıntı yaparım ajandama. İlerde dönüp bakınca anımsamak hoşuma gidiyor. Hatırlayamadığım da oluyor. O zaman sinir oluyorum, hafızama kızıyorum, unutkanım diye üzülüyorum ama olsun gene de yazıyorum çoğu kez. Seviyorum yazı yazmayı ondan belki de ;)

Gece yatmadan önce ayırdığım bu zamandan başka, metro veya otobüs beklerken de okuduğum oluyor. Ancak durakta beklerken daha ziyade gazete okurum ben. Genellikle işe giderken gazetemi alır, durakta beklerken de okumaya başlarım. Yolda da kısa bir süre devam edebilirim okumaya, fakat belli bir süre sonra yolculukta bir şey okurken midem bulanmaya başlar niyeyse (Benim gibi olanlar vardır mutlaka.).  

Sahilde, şezlongda uzanırken de kitapsız asla kalmam. Bunu yapabiliyorsam tatildeyim demektir. E haliyle o kitap da tadından yenmez ;) Kitap okumadan alınan haz iki-üç katına çıkar.

Artık "okumak" deyince interneti de anlamamız gerekiyor sanırım. Ben hiç internet aracılığıyla kitap okumadım. Gazeteleri okuduğum olur tabi bu yolla. Fakat kesinlikle aynı keyfi vermediğini düşünüyorum. Bi kere -sizde de aynı şey oluyor mu bilmiyorum ama- insan acele acele okuyor nedense ya da yazının sonu gelmeden yarıda kesiveriyor. Ya da başka sayfalara yönlenmiş buluyor kendini. Sonuçta aynı şey değil yani. 

Gazete en çok Pazar gününe yakışıyor ama di mi? Zaman sıkıntısı olmadan uzayıp giden kahvaltı eşliğinde, bitmek bilmeyen Pazar ekleriyle...

Bi Pazar tüm gazeteleri alıp koca bir Pazar günü sadece gazete okuma hayalim var biliyo musunuz? Bi engel de yok ama yapamadım hala :)

İşte benden böyleeee...

Kitapla kalınız...



12 Şubat 2013 Salı

Kayıp Gül&Ekim Yağmurları



Hayata bakışımızı değiştirmeyi hedeflemiş bir kitap. Anlatımı rahat olduğundan sürükleyici diyebilirim. Çok farklı şeyler söylemiyor ama hoş mesajlar yakalamak da mümkün... 

Fikir vermek için işte kitaptan bir alıntı:

"O yüzden artık her şeyi çözmek istemiyorum ben. Hayat benden güçlü, onu çözemem, çözsem de, onun üstesinden gelemem. Ama onun gücüne, yüceliğine, güzelliğine bakıp tat alabilirim belki. Onu anlayamam, ama hissedebilirim. Anlayamadığın bir sevgiliye dokunmak gibi."

(Kaynak:http://www.cerezforum.com/kitap-ozetleri/108876-serdar-ozkan-kayip-gul-ekim-yagmurlari.html#ixzz2KiDwHtFm)

Sevgiler...

10 Şubat 2013 Pazar

Havaya İnat Gezelim

Bu kış İzmir'de güzel yağmur yağdı. Neredeyse haftanın üç-dört günü yağmurlu geçiyor. (Şikayetim yok, toprak suya doysun :) Ancak kapalı mekanlara kapanmaktan sıkıldığımız için bu hafta yağmura inat gezelim dedik. Şemsiyeler böyle günler için di mi ama :)

Güzel bir kahvaltıdan sonra çok sevdiğimiz "Kozbeyli"de kahvemizi içmek istedik.   Küçük bir köy turunun ardından Foça'ya inip deniz havasını çektik içimize. Yağmur hızlanınca sığındığımız  bir kafede çaylarımızı yudumlarken bir yandan da denize düşen damlaları seyrettik.

"Kozbeyli", İzmir’e 55 kilometre uzaklıkta. Köye ulaşmak için Çanakkale yolu üzerindeki Foça yada Yeni Foça ayrımlarından sapmak gerek. Foça ayrımında sapıldığında 15 km sonra Gerenköy ayrımından dönülüyor ve yaklaşık 5 km sonra Kozbeyli’ye ulaşılıyor. Yeni Foça ayrımından sapıldığında ise Gencerlik köyü ayrımından dönülüyor ve 2 km sonra köye varılıyor.


Köyün simgesi olan meydandaki "Şakir'in Dibek Kahvesi", köyün en eski kahvesi. Molanızı burada vermeniz şiddetle önerilir.Köyün Pazar günleri kurulan küçücük de bir pazarı var. Uğramışken bir hatıra edinmek isteyenlere ise "Antik Koz" hediyelik eşya dükkanına bakmadan geçmemeleri önerilir.


Son yıllarda doğayla baş başa kalmak isteyenleri uğrak yeri olan bu otantik ve tarihi köyün dokusunun bozulmamasını diliyor, herkeslere güzel bir Pazar akşamı diliyorum efenim...


3 Şubat 2013 Pazar

Hükümet Kadın


Hükümet Kadın

Babaannesinin hayatını yansıttığı film için "Demet Akbağ oynamazsa ben bu senaryoyu yazmam" demiş Sermiyan Midyat.

Okuma yazma bile bilmeyen bu kadın bi anda Güneydoğu'nun ilk belediye reisi oluverir. Xate son derece azimlidir mücadelesinde. 

Filmde Xate'nin bu mücadelesi politik altyapı üzerine inşa edilmeye çalışılmış ve seyirciyi güldürerek mesaj verme yoluna gidilmiş. (Daha önce de belirtmişimdir) sinemada verilmek istenen "mesaj"ların seyircinin gözüne aşırı derecede sokulmaya çalışılması beni hep rahatsız etmiştir. Artı, bu tip filmlerde birçok sorunu işlemeye çalışmak, kurgunun fazlaca kalabalıklaşmasına yol açıyor ve bu durum göze batıyor (kanımca). Bu anlamda, "Hükümet Kadın", kızların okuyamama/para karşılığı evlendirilme, dil sorunu, ataerkil bakış açısı ve askeri darbeler dahil bölgenin ve ülkenin (hala da çözülememiş) birçok problemine değinmek isterken çok başarılı olamamış bence. (Örneğin askeri darbe konusu senaryoda çok havada kalmış.) 

Bir başka nokta ise, filmi Demet Akbağ'ın götürmesi. Mükemmel bir oyuncu, altından kalkmamış mı peki? Ziyadesiyle başarmış, söylenecek söz yok. Ancak yan karakterler  fazla pasif kalmış gibi. Hoş, bu izlediğimiz Xate'nin hikayesi gerçi ama bu durum da bir renksizlik yaratmış kanımca. Kısaca filmde güldüm, duygulandım, düşündüm ancak tam bir tatmin alamadım diyebilirim.

İyi seyirler...

2 Şubat 2013 Cumartesi

Gardenya ile Lale


Dün iki saksı çiçek daha katıldı evdekilerin arasına. Araştırmalarım gösteriyor ki; bu defa işim biraz daha zor. Buyrun beraber bakalım:
"Güzel kokulu gardenyalar genellikle ilkbahar ve sonbaharda olur. Ev ortamında zamansız ekilen gardenya sağlıklı büyümez ve çabuk bozulur. Seralarda ise kış boyunca da çiçeklenebilmektedir.
Gardenya bakımı zor bir bitkidir. Eve alıp geldiğiniz gardenyanın birkaç gün içinde tomurcukların açmadan döküldüğünüğ görebilirsiniz. Bunun nedeni havasız ortam ve eksik nemdir.
Gardenya bol güneş ister, Evde ışığa bakan özellikle sabah güneşinin alacağı doğu yönünde bir yere terleştirilmelidir. Bulunduğu ortam çok nemli olmalıdır. Bunun içinde; toprağına ve sulamasına dikkat etmek gerekir.
Gardenya toprağı: Toprağı asitli olmalı, suyu iyi süzdürür olmalı. Aynı zamanda çabuk kuruyucu özelliği olmalı. Şu ölçülere göre karışım her açıdan gardenyalara uygundur:
4 ölçü kestane toprağı + 3 ölçü saf torf + 2 ölçü ponza taşı
Yukardaki karışıma bir alternatif: İyi bahçe toprağı + kırmızı killi toprak + Ponza taşı.. Bunda her üçünün oranları eşit olmalı. Torbalarda hazır karışım olarak satılan özel açelya toprağı da uygundur, yalnız gardenya çabuk kuruyan ve havadar olan toprağı daha çok sever. Onun için o toprağa da beşte bir kadar ponza taşı ekleseniz çok iyi olur.

Sulama dengelerine çok dikkat edilmeli: Toprağı yarıya yakın nem kaybettiği zaman ılık su ile sulayın. Gelişmesinin durduğu zamanlarda daha da seyrek sulayın. Çiçeklenme tomurcuklanma dönemlerinde toprağı nemini değil ıslaklığını yitirince sulayın (yani bu dönemde toprak daha nemli kalmalı). Fazla ıslak toprakta uzun zaman bulunması veya kuru toprakta uzun zaman bulunması yüzünden çiçek tomurcukları açmadan bozulur. Ayrıca, suladıktan sonra alttan çıkan suyun tabakta beklemesi toprağın o suyu emmesine sebep olur. Buna izin vermeyin, altta biriken suyun saksıyla temas halinde olmamasını sağlayın. Mesela alt tabağı içine üç tane iri çakıl taşı koyup saksıyı bu taşların üstüne koyabilirsiniz.
Tropikal bir bitki olduğu için nemli ortam sağlamak ve yapraklarına su püskürtmek gerekir. Yapraklarına su püskürtme işinde dikkatli olmalısınız, sisleme gibi çok ince püskürtme yapan bir fısfıs kullanın ve yapraklarında su damlacıklarının birikmeyeceği şekilde az ama gün içinde birkaç defa su püskürtün. Su püskürtmesini 20 dereden az sıcakta en fazla günde bir defa, daha fazla sıcaklıklarda duruma göre günde birkaç defa yapmalısınız. Bu su kireçsiz ve biraz ılık olmalı."
(kaynak: http://www.cicekstra.com/gardenya-dogru-bakim-ister.html)
Lalenin bir hikayesi de var ;)
"Lale (Tulipa) zambakgiller (Liliaceae) familyasından Tulipa cinsini oluşturan güzel çiçekleri ile süs bitkisi olarak yetiştirilen, soğanlı, çok yıllık otsu bitki türlerinin ortak adı.
Anavatanı Pamir, Hindukuş ve Tanrı dağlarıdır[1]. Türkler göçleri esnasında bu bitkinin soğanlarını Anadolu'ya getirmiştir. 1500'lü yıllarda Avrupa'ya Anadolu'dan giden lale özellikle Hollanda'da çok yaygındır. Soğanlarının üzerinde zarımsı bir örtü bulunur. Etli ve yeşil 2-8 yaprağı vardır. Çiçekler, saplar ucunda çoğunlukla bir, bazen ikidir. Çiçek parçaları altılıdır. Kırmızı, sarı ve ara tonlarda renklere sahiptir.
16'ncı yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafindan Hollanda Kralı'na gönderilen laleler, ilk başta Hollandalılar'ı ve kısa zaman içerisinde tüm Avrupalılar'ı hayranlık içinde bırakmışlardır. Böylece günümüze kadar dünya'nın en fazla lale üreten ülkesi Hollandaolmuştur.

Lale özellikle doğu kültür ve mitolojilerinde özel bir yere sahiptir. Edebi eserlerde sıkça kullanılmasının yanı sıra mitolojilerde de lalenin ortaya çıkışına dair farklı ve çok çeşitli hikâyeler bulunmaktadır. Bunların en ünlüsü ve özellikle doğu edebiyatında en sık kullanılanı Pers mitolojisindeki lalenin kökeni söylencesidir. Bu söylenceye göre yaprağın üstündeki bir çiğ tanesine yıldırım düşmüş, böylece çiğ tanesi ve yaprak alev almıştır. Daha sonra donarlar ve lale meydana gelir. Bu hikâyeden yola çıkarak, lale çiçeğinin ortasındaki koyuluğun bu yanma işleminin sonucu olduğuna inanılırdı."
(kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Lale)

Biraz detaylı olan bakım koşulları için ise aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:
http://www.bitkivecicek.com/lale-bakimi-ve-yetistirilmesi


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...