21 Şubat 2014 Cuma

Cennetin Çocukları (Children of Heaven)




                               Yönetmen
                               OyuncularMohammad Amir Naji, Amir Farrokh Hashemian, Bahare Seddiqi
                     TürKomedi , Dram
                      Ülkeİran

Uzun zamandır böylesine etkilenmemiştim izlediğim bir filmden. 

Kızkardeşi Zehra'nın ayakkabılarını tamirciden getirirken kaybeden Ali, kendi ayakkabısını onunla ortak kullanmak zorunda kalacaktır artık. Belki, babalarının öfkesi korkuttuğundan, belki de zaten anlatsalar da babalarının yeni bir çift ayakkabı alamayacağını bildiklerinden kimseyle paylaşmazlar bu durumu. Boylarından büyük bu sorun onların en büyük sırrıdır artık. Çözmek de onlara düşmüştür. Günün yarısında abisinin ayakkabılarını giyer ve öyle gider okula Zehra. Okuldan çıkınca bir köşede buluşur iki kardeş, ayakkabı sırası Ali'dedir şimdi. Koşa koşa gitse de geç kalır hep ilk derse. Azar işitir, gene de söyleyemez neden her gün geciktiğini...

Bir gün "üçüncü" lük ödülü "spor ayakkabı" olan yarışmaya girmeye karar verir. Amacı üçüncü olup kazandığı ödülü Zehra'ya vermektir. Yazık ki birinci olduğuna belki de bu kadar üzülecek tek çocuk o olacaktır...

Sefalet, masumiyet, saflık, çocuk olamadan koca koca insanlar olmak...

İnanın; duygu seline kapılmaktan kendinizi alamayacaksınız. İki çocuk oyuncunun kusursuz doğallıkları illa ki izlenmeye değer. 

Şu dipnotu da ekleyerek bitirmek isterim: Film, 1999 yılı "En İyi Yabancı Film Oscar"ı ve "Montreal Film Festivali Fipresci ve Kiliseler Birliği Jüri" ödüllerinin sahibi.

Sevgiler...





4 Şubat 2014 Salı

İyki Doğdun İzmiiiiiiir!!!

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Doğal Yaşam Parkı’nın sevimli yavru fili İzmir’in 3. yaş günü için 5 Şubat Çarşamba günü bir doğum günü partisi düzenleyecek. Partiye katılacak çocuklar, Doğal Yaşam Parkı’na giriş için ücret ödemeyecek.



(kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/ege/25709473.asp)

En sevdiğim hayvanlardan biridir filler. Yazık ki, "İzmir"i görmek henüz nasip olmadı.Doğduğu ilk hafta büyük bir heyecanla görmeye gittik fakat henüz dünyaya yeni geldiğinden anneciğinin yanından dışarı çıkmıyordu ve biz de göremeden dönmüştük. Malumunuz yarınki partide de bulunamayacağım. Ancak özellikle çocuklarına harika bir sömetr hediyesi olarak düşünülecek bu imkanı değerlendirme şansı olanlarınıza buradan duyurmayı borç bilirim sevgili blogcanlar :)

Sevgiler...

4 Ocak 2014 Cumartesi

Yeni Yıl

En sevdiğim bloggerlardan biri olan ezgi'nin şu postunu okudum da az önce (http://pinkket.blogspot.com/2014/01/2014unuzu-nasl-alrdnz.html), hepimizin olaylara yaklaşımının ne kadar farklı olabildiğini farkettim bir kez daha.

Ezgi'nin 2014'ten beklediği ne de çok şey var mesela. Hayalleri, istekleri, hedefleri... 


Bense "yeniyıl" denen hadiseyi şöyle yorumlamışımdır hep: 
  • Takvimden bir yaprak daha düşünce ne değişecek acaba?
  • Herşey kaldığı yerden aynen devam etmeyecek mi sanki?
  • Ertesi güne uyanınca mucize mi bekliyor olacak tüm dünyayı?
Tabii beynim bu ve benzeri fikirler ile meşgulken, "yılbaşında ne yapıyorsunuz?" sorunsalı, Aralık ayının en sinir bozucu sorusu olmuştur her yıl benim için. "O gece bişeyler yapmalı, çılgınlar gibi eğlenmeli" baskısından o akşam ne yapacağımızı planlayıncaya dek rahat yoktur. O soruya verilecek bir cevap olmalıdır illa ki.

Bizim de son haftaya kadar bir planımız yoktu aslında. Malum; benim olaya bakış açım + o gün çalışıyor oluşum ki yılın son günü illa ki yoğun geçer benim çalıştığım kurumda + dışarı çıkma fikrine, o güne özel abartılmış uçuk kaçık fiyatlar yüzünden karşı oluşum gibi haklı sebeplerim var benim :)

Derken arkadaşlarımızın "o geceyi dışarıda kutlama" davetinin içinde bulduk kendimizi. Evet çok ani bir plan oldu. Evlendiklerinden beri iki çift için de bir ilk olacaktı bu olay. 

Velhasıl 2014'e girerken kafamızda kukuletalar, yüzümüzde maskeler, eller havaya modunda idik bu yıl. Gecenin ilerleyen saatlerinde bütün salon tren olmuş "çok eğleniyoruz, deliler gibi coşuyoruz, en çok eğlenen biziz" mesajı veriyordu ya da belki de eğleniyordu. Orasını kimse bilmez işte. Di mi?

Nerden geldim ben buraya. Aslında varmak istediğim nokta bu değildi. Herşey ezgi yüzünden oldu sevgili blogcanlar ;) Onun postunu okuyunca haldır haldır yazmaya başladım. Bi çağrışım yaptı bi yerden, orası kesin :)

Veee "yeniyıl" dediğimiz vak'a için son söz(üm):

Serde heves olacak aslında biliyor musunuz? Gerisi fasafiso...

Bilmem anlatabildim mi?

İyi yıllar herkese!

Sevgiler...

3 Ocak 2014 Cuma

2013'ün Son Kitabı



Kahramanımız, başından geçen trajik bir olay sonucu (12 Mart dönemi) İsveç'e giden ve bu ülkeden siyasi mültecilik hakkı talep eden Sami Baran... Kendisi gibi mülteci olan bir arkadaşı, Sami'nin hikayesini roman haline getirir. Sami, buna roman basılmadan önce okumak şartıyla izin vermiştir. Kitabı okuyunca bazı eksiklikleri tamamlamak üzere her bölümün sonuna notlar ekler. Kitap, bir bölüm yazarın anlattığı geri kalanı Sami'nin ekledikleri olmak üzere iki anlatıcılı olarak basılır.

Bu anlatım tarzı oldukça çekici görünüyor değil mi? Eserin bir de Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden çıktığını hayal edin... Evet, evet okuyun. Seveceksiniz.

Keyifli okumalar kitapsever dostlar!

23 Aralık 2013 Pazartesi

Düğün Dernek


                                  Vizyon Tarihi (1s 46dk) 
                               Yönetmen:
                                Oyuncular:Ahmet Kural, Murat Cemcir, Rasim Öztekin
                    TürKomedi

İnsan komedi izlemek istiyor gerçekten de ara sıra. Ancak izlemeden, her defasında ben şu kaygıya kapılmıyor değilim: "Ya sırtını küfüre dayayan ucuz bir komedi ise?" Malumunuz, böyle güldüren film sayımız hiç de az değil.


"Düğün Dernek"  için gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; dayanağı salt "argo" değil. Zira filmlerdeki bu basitlik beni çok rahatsız eder. 

Oyunculuklar için söylenecek tek söz, her bir oyuncuya ayrı ayrı "kocaman kocaman tebrikler!" olabilir. Özellikle "Ahmet Kural" mimiklerini kullanmada tam bir usta şüphesiz. Tarık'ın annesini oynayan "Devrim Yakut"un da hakkını teslim etmek gerek. Filmde öne çıkan kadın oyuncu olmuş kendisi.

Güldürebilmek zor bir iş gerçekten de. Güldürürken gülünç olmamak daha bi zor sanki. "Düğün Dernek" güldürebiliyor bence.

Fazla bir derinlik yaratmadan (hoş olmasına da çok gerek yok zaten), hedeflenen kitlenin geniş tutulup, keyifli vakit geçirten bir "gişe" filmi olduğunu söylesem doğru olur diye düşünüyorum. Zira; finalde, devamının (sünnet düğünü ile) çekileceğinin sinyallerini vererek bu durumu tasdiklemiş de oluyorlar bence.

İyi seyirler...

19 Aralık 2013 Perşembe

Şaşıramamak!

Severek takip ettiğim blogcanlardan sevgili "ezgi", gündemdeki son iğrençliklere değindiği şu postunda tam da "cuk" bir alıntı yapmış Tevfik Fikret'ten:

"tevfik fikret'in "han-ı yağma" şiirinde de dediği gibi:

"yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, 

doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!"

Ben artık sinirlenemiyorum bile böyle olaylar karşısında. Duyarsızlaşıyorum giderek demek ki. Artık şaşırmadığımdan belki de. Yazıp oynuyorlar, bizlere de izlemek düşüyor. Figüranlık bile vermiyorlar. 

16 Aralık 2013 Pazartesi

Maket Köy

Güneşten rahatsız olmadığım tek zamanlar, soğuk kış günlerinde yüzünü gösterdiği günler desem abartmış olmam. Zira yaz mevsiminden ne derece hazzetmediğimi ara ara paylaşmış olmalıyım sizlerle. Sonuç olarak, şu aralar soğuk günlerin mutluluğunu yaşıyorum sevgili blogcanlar. Tek derdim, tüm İzmirliler gibi, "kar"a olan özlemimiz:( 

İşte böyle bir Pazar günüydü dün. Soğuk ama dondurmuyor, güneş selamlıyor bizi ama yakmıyor... İkisi de kararında yani :) 

Ne zamandır görmek istediğimiz bir yeri görmenin vaktiymiş demek ki; ve işte dünkü gezmelerimizin en keyifli kısmını oluşturan "Maket Köy"den sevimli görüntüler:







İlginç bir hikayesi var bu minyatür köyün. Emekli öğretmen Ayhan Çetin, eşiyle beraber kendi büyüdüğü köyün hikayelerini taşımış buraya. Günümüzde kaybolan meslekler (nalbant, kalaycı, semerci vb...) burada hala yaşamaktalar. Bu arada yukarıda paylaştığım resimler fotoğraf çekimine izin verilen, bahçedeki, kısımdan. Bir de içeride sergilenen ve fotoğraflayamadığımız bölümdekiler var ki, hangi sözcüğü seçsem anlatmakta yetersiz olacağım. Mini mini kompozisyonlarda herşey ama herşey düşünülmüş gerçekten. Köy düğünleri, kız kaçırma, asker uğurlama gibi sosyal etkinliklerden tutun da günlük işlere varana kadar... Ancak, o duyguyu size geçirmem sahiden de imkansız. Maket, heykel ve resim sanatının özgün yorumunu oluşturan bu çalışmalarda figürler ve resimleri Ayhan öğretmen, kıyafetler ve aksesuarları da eşi Nazmiye hanım yap(mış). Buradan, eğitime gönül vermiş bu iki yaratıcı insana "Emeklerinize sağlık"  demek istiyorum müsaadenizle sevgili dostlar. 

Ben derim ki; buraya yolunuzu düşürmeniz gerekir. İşte yol tarifi: Pamucak yol ayrımından 300 metre ileride, "Maket Köy" totemiyle karşılaşıyorsunuz. İşte orası :)

Meraklılarına da daha fazla ayrıntı: http://www.maketkoy.com/tr

Sevgiler...



24 Kasım 2013 Pazar

15 Kasım 2013 Cuma

Yılbaşı Çekilişleri Başlamış mı Ne :)

Yeni yıl yaklaşırken sevgili blogcanlar çekilişlere başlamışlar bile... Ben şansımı deniyorum, sizlere de duyurulur:



Belki bu yılki ilk yılbaşı hediyem bu olur :)

6 Kasım 2013 Çarşamba

Puslu Kıtalar Atlası



"İhsan Oktay Anar"ın yazdığı ilk romanı olan "Puslu Kıtalar Atlası", uzun zamandır okumak istediğim bir eserdi. Sizlerin de okunacaklar listenizde  yer alıyor ise, tavsiyem bir an önce okumanız, mümkünse ilk sıraya almanızdır sevgili kitapseverler :)

O nasıl bir hayalgücü ki, eşsiz bir kurgu içinde canlanan enteresan karakterler gözler önünde vücut buluyor adeta. Kitabın diline gelince, kendine özgü bir ahengi olduğunu özellikle belirtmek gerek. Oldukça uzun kurulmuş cümleler... Hatta yeri geliyor, ikinci kez okuyorsunuz aynı cümleyi. Bu anlamda zorladığı da oluyor okuyucu belki ama sıkıcı gelmiyor asla. O ahengin içinde müthiş bir merakla sayfalar içinde kaybolmaktan alamıyor insan kendini.

Küçük de bir önerim var sizlere: Çok sayıda karakter ve hikaye olduğundan, iki okuma arasını çok açmadan okumanın daha keyif vereceği kanısndayım.

Keyifli okumalar...


1 Kasım 2013 Cuma

Saatini Yarat!





Gerçekten de orjinal bir hediye!

İlgilenenler için:

“Başörtüsü”

(Öncelikle bu postun, sevgili ezgi'nin bloğunda okuduğum şu paylaşımının ardından aklımdaki soruların ifade bulmuş hali olduğunu belirtmek isterim!)

Feminist bakışım ve iktidarı samimi bulmayışım, bu konuda beni iki fikir arasında götürüp getiriyor yıllardır. "Aynı dünya görüşündeki kadın ile erkeğe aynı koşulların sunulmadığı" fikrinden hareketle (feminist yanım), "başörtüsü"nün serbestliğinden yana olmak isterken, iktidarı samimi bulmadığımdan (ve yıllardır  bilinçaltımıza kazınan "eyvah, laiklik elden gidiyor" korkusundan belki de) uzağında buluveriyorum kendimi bu fikrin. Başörtüsüz bir kadın olarak, başörtülü hemcinslerimin zaferi! için sevinmek istiyorum ama olmuyor. Çünkü korkuyorum. Artık başörtüsüz olmayacağından kirlenmiş de hissetmeyeceğini söyleyebilen vekillerimizin ne derece şeffaf olduklarından kuşkuluyum illa ki. 

Kamuda başörtüsü serbestliği, zaten şüpheli durduğumuz "liyakat" kavramının uygulanırlığını sorgulatmıyor mu sizlere de? 
Kariyer basamaklarını çıkarken, başörtülü olanların yolları açıkken başörtüsüz kadınların önü daha mı engellerle dolu sanki şu koşullarda? 
Yoksa ben mi abartıyorum? ,
Başörtüsüz bir kadın kamu çalışanı olarak  iş alanında "eşitlik"  ilkesinin layıkıyla uygulanacağına neden inanamıyorum? 

Bu arada yıllardır ağızlarda sakız olan "türban" sorunu böylece çözüldü ise, kadın üzerinden siyaset de bitmiştir belki. Şimdi siyasiler, oy potansiyeli yaratacak yeni bir konu bulmalılar ki; bir on-onbeş yıl kadar kullanılabilirliği olsun :) Onların da işi zor be :) 


Tam da demek istediklerimi demiş bugünkü yazısında "Güneri Cıvaoğlu". Onunla bitirmek istiyorum:


"Bakmak gerek...
“Başörtüsü” ile nereye varılmak isteniyor?
Demokraside kalmak hedefi eğer amaçsa çıtayı yükseltiyoruz demektir. Fakat... Olay siyaset argümanı çağrışımı yapıyorsa durum farklı olur."


Yazının tamamı için:

Sevgiler...

30 Ekim 2013 Çarşamba

Aşk Kırmızı


Aşk Kırmızı



İşbu film vizyona girdiğinde yapılan eleştirileri okuduğum zaman, sinemada izlenmeye değmeyeceğini düşünmekle oldukça doğru bir karar verdiğimi, geçenlerde evde internet üzerinden izlediğimde anladım sevgili blogcanlar.

Zira, konu da birçok kereler işlenmiş "aşk üçgeni"... Veee bu üçgende "sadakat" sorgulanırken, erkek egemenliği ne kadar ön planda ise kadın karakterler bir o kadar ezik. Bundandır ki senaryo inandırıcılıktan oldukça uzak, diyaloglarsa çiğ... "Erkek" filmlerinin yönetmeninden kadın hassasiyetini -elbetteki- yansıtamamış bir film diyebilirim tam olarak "Aşk Kırmızı" için. Anti-feminist atmosferde vuku bulan  bu senaryoda karakterler öyle klişe kalmış ki, bu kadar klişelik şaşırtabiliyor insanı. Flashbacklerden öğrendiğimiz Nazlıgül'ün geçmişi, kaba-saba mafya kılıklı adamlar ve Nazlıgül'ün kızını gördüğümüz an babasının eski sevgili Ferhat olduğunu anlayıvermemiz mesela :)

Rolünün hakkını veren Nurgül Yeşilçay ise bir o kadar seksi ve vamp. Kendisine olan hayranlığımdan filmin sonunu getirmiş olabilirim. Abartmıyorum, 24 saat sıkılmadan izleyebilirim ben bu hatunu. O kadar güzel buluyorum. Oyunculuğu da kusursuz bence. Buna rağmen film vasat olmaktan kurtulamıyor.

Sevgiler...




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...