3 Mart 2018 Cumartesi

Büyüleyici Bağırsak

Son yıllarda hangi taşı kaldırsak karşımıza “sağlıklı beslenme” konusu çıkıyor. Evet artık her birimiz şekerin bir zehir olduğunu öğrendik. Belki yumurtadan ve kırmızı etten de eskisi kadar korkmuyoruz (Canan Karatay hocamız var olsun) ama yumurtamızı yumurtlayan tavuk serbest gezen mi, stresli mi, antibiyotikli mi diye alıyor bir merak. E ama “her canlının yumurtası ve sütü kendi yavrusu içindir” argümanıyla hem ufkumuzu açan hem vicdan azabı olan veganlar var bir de (ki; aslında çoğu savunmalarını çok mantıklı bulup bir türlü uygulamaya geçiremediğim bir hareketin savunucularıdır). Üç ana- üç ara öğüncülere inat iki öğüncüler var, onu ne yapacağız? Kafalarımız iyice karışmışken pudinglerimize chia tohumu, salatalarımıza da bir tutam keten tohumu ile devam ediyoruz. Avokada, kinoa, yulaf, Hindistan cevizi yağı tarih boyunca görmediği ilgiyi görüyor. Yoğurdumuzu mayalıyoruz, e kefirin başı kel mi? Hatta daha da marifetlilerimiz sirkesini de yapıyor artık evde, malum markette satılanlarda koruyucu var. Fermantasyon da çok mühim tabi. Turşumuzu kuruyoruz, özellikle lahana turşusu olmalı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de bakteriler çıkıyor başımıza. Prebiyotik, probiyotik, psikopiyotik, antibiyotik... Hooop bakteri demişken konu illa ki bağırsağa temas ediyor.












     

Öğreniyoruz ki bağırsaklarımız ikinci beynimiz. "O da ne demek acaba" diye merak edenlerin, kısa bir araştırma ile kitaplıkları süsleyen ilgili eserler dikkatlerinden kaçmamıştır illa ki. Konu benim de ilgimi cezbedince yukarıdaki kitaplar çıktı karşıma. Büyüleyici Bağırsak'da karar kılıp kitabı edindim. Büyük bir merakla başladım, bitirdim. Taze taze de yazmak istedim.

1990 doğumlu olan yazar, bacağında açılan bir yaranın nedenini doktorların bulamayışı ile, hastalıktan bir hafta önce kullandığı antibiyotikle bağlantılı olduğunu tespit edip tıp okumaya karar veriyor. Beyin ve bağırsak arasındaki bağlantıdan etkilenmesi sebebiyle bu konuya ayrı bir önem veriyor. Araştırmalarını detaylı olarak bizlerle de paylaşıyor.

Kitap beni ortaokul ve lisedeki biyoloji derslerime götürdü. İlk bölüm yemek borusundan bağırsağa kadar organlarımızın yapısını, ikinci bölüm sindirim hadisesini ve bağırsak-beyin ilişkisini anlatıyor. Yapılan bir çok deney ve araştırmalarla desteklenen örnekler mevcut. Stres ve depresyon arasındaki bağlantı da var tahmin ettiğiniz üzere. Son bölüm ise bakterilerin dünyasına ayrılmış. Yazar eğlenceli ve kolay anlaşılır bir dil kullandığından kitapta bolca bulunan tıbbi terimler çok yadırganmıyor. Ablasının eğlenceli illüstrasyonları da hoş bir tat katmış. Sürükleyici bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak ben, beyin ile olan bağlantısına daha geniş yer verdiği beklentisine girmişim. O sebeple eleyip de almadığım yukarıda adı geçen diğer kitaplarda da gözüm var açıkçası:)


Kitaptan şaşırtıcı bir kesit ile yazıma son vermek isterim yüksek müsaadenizle:
"Bir ülkedeki hijyen standartları ne kadar yüksek olursa, alerjiler ve bağışıklık sistemiyle bağlantılı hastalıklar da o kadar yoğun olur... 30 yıl öncesinde her on insandan birinin bir şeye karşı alerjik olduğu gözlenmiştr. Bugun ise her üç insandan biri alerjiktir. (...)”
Daha fazlası için kitabı okumanızı öneririm.

Sevgiler... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...